İlk Kıvılcım

spark-match-fire-flame

Reklama tıklatma ya da araya reklam alma üzerine dönen internet piyasası şimdi olmasa bile yakın zamanda bir darboğaza düşecek gibi duruyor.

Sizin elinizdeki vizyon ile pazarınızdaki müşterilerin eş zamanlı olması lazım ki siz satış yapabilin. Eğer siz birkaç adım ilerde olursanız ritmi tutturamazsanız ölmeye başlarsınız. İşte kobra ile dans tam da burda başlar.

Çünkü çoğu zaman ilk ritm tutturulduğunda gelecek zaman unutulur, konfor alanina iyiye yerleşilir, anın tadı çıkartılır.

Fakat unutulan birşey vardır; Pazar canlıdır ve hep ileri doğru hareket eder.

Yeşilçam’ın 60’larda saha kalkıp yurtdışına bile açıldığı dönemden 70’lerin ortalarından itibaren başlayan çöküşü de bu sekilde olmuştur. Temel melodramların tutması, iş yapana oyuncular, belli kalıplar yapımcıların cebini doldurmuş ama seyircinin seviyesi ilerlemiş, sinema bilgisi artmış ama bundan haberi olmamış.

Peki şu an startup lar ne yapmaya çalışıyor daha çok. Reklamlara tıklamanızı istiyorlar.

Bunu nasıl yapıyorlar?

Sizin bir mecraya ilgi alanlarınızı, arayışlarınızını, beğenilerinizi girmenizi istiyorlar. Aslında eklediğiniz herşey, her tag, yaptığınız her hareket sizi satmak için kullanılıyor.

İnternet sizi şirketlere pazarlıyor.

Ve bunu yaparken size vaaddetti şey sadece dikkat dağınıklığı. Canınızın sıkılmayacağı bir dünya vaadediyor. O da gorünürde. Kısa kısa yüzlerce şey okuyorsunuz, bir sürü video izlemis oluyorsunuz ama bir Suç ve Ceza’nın yerini almıyor veya bir 2001 etmiyor. Üstelik dopamin salgılamasına sürekli sebep olduğu için, ee en nihayetinde hormon bu bir sınırı var, gereksiz yere bazen boşlukta olma hissi gelip kaplıyor sizi.

Ama bu sizi ileri götürmüyor. Hem de herhangi bir alanda. Sadece bunca gürültü içinde yerinizde sayıyorsunuz. Yani kocaman bir israf söz konusu.

Tamam tamam bunun kendi içinde bir mantığı var evet. Şimdi paranın 7 bin yıllık tarihine veya Kapitalizm, post-kapılalizm tartışmasına girme niyetinde değilim.

Ama nasıl şu anki çizgi roman uyarlamaları sinemayı bir tıkanma noktasına doğru dolu dizgin götürüyorsa, nasıl Yeşilçam’ın sonu geldiyse aynen öyle de bu şekilde ‘app yapmanın da’ bir çöküşü olacak.

Yanlış anlaşılmasın ben gelin internette bir Üsküdar Musiki Cemiyeti kuralım demiyorum. Hem popülerliği yakalayıp hem de faydalı şeyler yapılabilir. Ve bu çok daha ciddi kazançlara da kaynak olur.

Bir yangını söndürmek için bazen daha geniş çapta bir yangın çıkarmak gerekebilir.

Acun Ilıcalı kafasında bir Richard Feyman’ın neler yapabileceğini düşünün. Aslında tam da kastettiğim bu.

Hem o an ki pazarı iyi okuyacaksınız, marketing meselesini bileceksiniz, dijitalleşme ve otomatikleşmenin gideceği yere dair bir öngörünüz olacak ama bir de bunlarla vermek istediğiniz bir idealiniz olacak.

İşte bu.

Herşeyin kendi sistemi içinde, ya birşeyin altbaşlığı veya üst başlığı olduğu, çekirdeteken dallara doğru uzanan bir yapıda görüyorum dünyayı. Düzenlenmiş bilgiler. Düzenlenecek bilgiler. İnternet ise insanlığın kafası karışık hali. İşte bunu düzeltmemiz lazım. Ben burdan başladım.

Daha büyük bir yangın çıkarmaya çalışıyorum şimdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir