Bir Erdoğan Enstitüsü Hayali

Not : Bu yazı herhangi bir ironi içermiyor.
AAFOTO_3017477_100820142029390000_R_GEN_20140810000000_aa-picture-20140810-3017477-high
Şu an en çok ihtiyacımız olan şey bir Erdoğan Enstitüsü’nün kurulması.
 
Cem Yılmaz üniversitelerde yaptığı söyleşileri 2010 yılında dvd halinde yayınlamıştı. Orada felaket filmleri üzerine yaptığı bir şaka çok ilgimi çekmişti. Bütün dünyayı etkisi altına alan bir donma durumu (The Day After Tomorrow) veya bütün etrafı yakıp yıkan deprem (2012) gibi konuları işleyen felaket filmlerinde bir enstantane ile ilgiliydi anlattığı.
 
3 adım gerideki yerler donarken veya yerle bir olurken ondan kaçabilen insanları gösteren sahnelerin mantıksızlığı üzerineydi yaptığı şaka.
 
Biraz ötesi eksi 40 derece iken burası nasıl 20 derece olur diye soruyordu.

Peki bunun kurulması elzem olan bir enstitü fikriyle ne alakası var ?
 
Sayın Cumhurbaşkanının söylemlerini ve bunları “Hulloooğ” diye alkışlayanları izlerken çok fazla ötekileştirme hatasına düşüyor olabiliriz. Halbuki biz, özellikle muhafazakarlar, bu toplumun içinden çıktık. Ve her türlü travmatik davranışlarını az veya çok ama kesinlikle paylaşıyoruz. Bir adım ötemizde beraber yaşadığımız insanlar adeta bir körlük içindeyken tamamen bunlardan uzak olduğumuz iddasında hiçbirimiz bulunamayız.
 
Üniversite sinavina çalışan bir öğrenciyi düşünün.
 
Sayısal bir alanda okumak isteyen bu öğrencinin Matematiğinin çok iyi ama Fen bilimlerinin özellikle Biyolojisinin kötü olduğunu varsayalım.
 
Sınava hazırlanırken Matematik çözmek daha zevkli ve kolay gelecektir. Hem bildiği seydir hem de daha az yanlısı çıkacaktır.
 
Ama Biyoloji için gerekli olan zahmetle yüzleşmesi gerekir. Önce anlamak için daha fazla emek harcamalı sonrada belli bir süre çıkan çokça yanlış cevaplarina sabredip eksiğini tamamlamalıdır.
 
Şimdi bu öğrenci sadece Matematiğe odaklanıp basarili olabilir mi !
 
Aynen bunun gibi millet olarak gelişmek istiyorsak eksik olduğumuz noktalarla yüzleşmenin acısına katlamak zorundayız.
 
Çünkü;
 
İnsan kemale varmak istiyorsa bir seyr-u sülük yolculuğuna çıkmak zorundadır. Bu kurumlar içinde geçerlidir toplumlar içinde.
 
Eksik olduğunuz noktaları tamamlamadır bu. Zayıf yanlarınızı iyileştirme. Fakat nelerin eksik nelerin zayıf olduğuna dair bir yol göstericiye ihtiyacınız vardır.
 
Zira bir insan hangi konuda eksiğinin olduğunu arayışta değilse bu hal dili ile bir mükemmelik iddasıdır. Ve böyle biri hiçbir zaman ilerleyemez.
 
Ve eğer temelde bir kişilik bozukluğu var ise, bağlanma-ayrılma-birleşme ile ilgili problemleri bir vesayet gibi bünyesinde taşıyorsa, duyguları dengede değilse en başta bunları halletmelidir.
 
Yoksa aynı az önceki örnekteki öğrenci gibi sınav günü cevaplamanız gereken sorular önünüze gelince apışıp kalırsınız.
 
Ve bize nerde hata yaptığımızı anlatan en iyi yol gösterici Sayın Erdoğan‘dır.
 
Kendisi alkışlandığı için öyle konuşmaktadır. Eğer Erdoğan, Oğuz Atay‘ın bizim halkın nezdinde bir popüleritesinin olduğunu görse biz sirf onun konuşmalarını dinleyerek ‘Tutunamayanlar‘i birkaç defa hatmederdik. Ama bizim için ‘Tutunamayanlar’ birşey ifade etmiyor. İçi boş hamaset konuşmaları, araya ayet sıkıştırılmış vizyonsuz cümleler, duygularımızı kabartacak ama icraate hiçbir faydasi olmayacak birkaç şiir alkışımızı alıyor. O zaman madem alkışlayan bizsek aslında kızdığımız Erdoğan değil biziz.
 
Erdoğan sadece bizi toz pembe rüyalarımızdan uyandıran bir katalizör
 
Ve biz hala daha uyku mahmurluğu yaşarken o sille tokat hakikate uyandırmak için uğraşıyor.
 
Kendisindeki verimi arttırmak isteyen bir şirketin dışarıdan bir danışmanlık firması ile anlaşıp kendisini kontrol ettirip rapor tutturması gibi Erdoğan’da yaptığı her icraatı ile her söylemiyle bir başka noksanlığımızı işaret etmektedir.
 
Hatta bu o kadar kıymetli bir bilgidir ki kendisinin yaptığı her konuşmanın transcriptini alıp üzerinde detaylı çalışacak bir enstitünün varlığı artık elzemdir.
 
Tüm siyaset tarihini birkaç kelime ile kuşatan “Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” beyanında buyrulduğu üzere Erdoğan millet olarak bizim aynamızdır. Ve kendisinden mümkün olduğunca istifade etmeye gayret göstermeliyiz.
 
Kendisinin gittigi illerde yaptığı konuşmaları daha konuşma sırasında gelen ölçümlere göre değiştirdiği, oranın insanına göre uyarladığı, bunun için ayrı bir ekip çalıştırdığı söylenir. Alın size zaten büyük harcamalar yapılıp hazırlanmış veri(data).
 
Herkesin en başta iğneyi kendisine batırıp “Acaba bende Erdoğanizm ne oranda var ?” diye sorması gerekir. 
 
Çünkü biraz ötede her yer donuyorken burası 20 derece olamaz. 
Emre Oner

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir