Şahsi Karizma Devrinden Takım IQ’suna Psikiyatrik Bir Vaka Olarak Fatih Terim

maxresdefault (1)

Türk futboluna sınıf atlatan Fatih Terim yine gündemde. Bu kez agresif tavırlarından dolayı eleştiriliyor. Biz de hakkındaki eleştirilerin dozu giderek artan Terim’i, ‘Futbolun Psikiyatrisi’ kitabının yazarı Kaan Arslanoğlu’na sorduk. ‘Türk futbolunun ilklerinde hep onun adı vardı. Öncesi yoktu onun. Yapılamayanları yaptı. Hedefi hep yükseklerdi. ‘Yenemiyorsak, yenilmeyelim’ dedi. ‘Madem buraya geldik kupayı (UEFA) alalım’ dedi. ‘Benim takımım yenilmez’ dedi. Kupalar, başarılar kazandı. Ve haklı olarak milyonların sevgisini de… Adı sokaklara, caddelere verildi. Bir ara ‘cumhurbaşkanı olsun’ bile dendi. Seviliyordu. Hem de görülmemiş bir şekilde.

Sonra işler tersine döndü. Yine başarılıydı. Yine kazanıyordu. Yine zirvedeydi. Ama bir problem vardı. Medyada eleştiriliyordu. Sokakta eleştiriliyordu. Oysa halk aynı halk, medya aynı medyaydı. Peki ne olmuştu? Jestleri, mimikleri, sinirli tavırları, üstüne üstlük son küfür olayı… Tepki çekiyordu Terim. Türk futboluna sınıf atlatarak milyonların takdirini kazanan en başarılı hocamız artık tartışılıyordu. 2010 Dünya Kupası elemelerinde Belçika ile oynanan maçın ardından TRT ve Kanal Türk’te yapılan anketlerde halkın yüzde 70-75’i de onu Millî Takım’ın başında görmek istemediğini beyan ediyordu.

Peki, Terim niçin böyle davranıyordu? Onun şu anki psikolojisi nasıldı? Bu ve buna benzer soruların cevabını bulmak için hem futbolun rekabete dayalı acımasız ortamını bilecek hem de işin uzmanı bir isimle Terim’i konuştuk. ‘Futbolun Psikiyatrisi’ kitabının yazarı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde psikiyatri ihtisası yapmış, 20 yılı aşkın süredir mesleğin içinde kalmış Kaan Arslanoğlu’yla. Hatta bir dönem günlük bir gazetede futbola dair yazılar da yazan bir isimdi Arslanoğlu.

O, bugüne kadar 16 kitap kaleme aldı. Bu kitaplardan 10’u roman, 6’sı ise incelemeydi. Futbolun Psikayatrisi kitabı ise 2005 yılında İthaki Yayınları’ndan çıktı. Arslanoğlu, bu kitapta, futboldaki çarpıklıklar ve doğrular ışığında yaşama yeniden bakmaya çalıştı. Kitabında futbolu bir spor olarak ele almanın yanı sıra onun ve aktörlerinin patolojik yanlarına da işaret ediyordu.

– Futbola ilginiz nereden geliyor?

Öğrencilik yıllarımda hatta son döneme kadar ilgiyle izliyordum. Ama birkaç yıldır soğumaya başladım. Hem dünyada hem de Türkiye’de futbol her geçen gün ticarileşiyor. Topluma getirdikleri ve götürdüklerine baktığımızda bana göre götürdükleri daha fazla. Medyada, taraftarda, sporcularda, yöneticilerde problem var. Bu konuyu bir inceleyeyim dedim. Ortaya bu kitap çıktı.

– Hocam konumuz Terim…

Genelde kişiler hakkında yorum yapmayı sevmiyorum. Ama ben genel özellikleri hakkında bir şeyler söylemeye çalışırım.

– Biliyorsunuz, futbol oynadığı yıllarda şampiyonluk yaşamadı. Sonra teknik direktör oldu ve çok büyük başarılar kazandı. Futbol oynadığı dönemde kupa kaldıramamanın bir ezikliğini yaşamış, onun için bugün bu tür davranışlar sergiliyor olabilir mi?

Aslında döneminin iyi futbolcularındandı. Ama Türkiye futbolda bayağı geriydi. Avrupa’ya gidememesinin ya da daha büyük başarılar kazanamamasının sebebi buydu. Geçmişte büyük başarı elde edememiş futbolcularda bir eziklik olabilir. Mesela Rıdvan da çok iyiydi. Ama hiç uluslararası başarısı yok. Başarısızlık karakterine yansıyabilir. Ama genel itibariyle Fatih Terim’in bugünkü tavırları kendi kişiliğinin sonucu. Kendine çok güveniyor. Kendini çok fazla beğeniyor. Birtakım işlerde başarılı olanların yüzde 90’ında bu vardır. O motivasyon olmazsa, tuttuğunu koparamaz zaten. Kişi kendine güvenecek ki bazı risklere girebilsin. Riske girmeden başarı olmuyor.

571b370f565934348c117b39

– Biraz mütevazı olmak gerekmiyor mu?

Evet. Bizim istediğimiz nedir? İnsan biraz mütevazı olmalı. Ama iş yaşamında böyle bir duruş çok başarı getirmiyor. Tuttuğunu koparan, riske giren, kavga eden insanlar genellikle daha başarılı oluyor. Fatih Terim kendine çok güvenen ve kendini çok beğenen bir tip. Bir sürü eski futbolcu var. Ama hiçbiri futbolu bıraktıktan sonra başaramadı. Terim’in futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlükte bu kadar başarılı olmasının sebebi kendine güvenmesi. Kendine çok güvenen bir kişi etrafında bir hale oluşturur. İnsanlar bunda bir şey var der. Çok mütevazı, teknik bilgisi üst düzeyde teknik direktörler ise zamanla güven kazanır. Ama Terim gibiler hemen güven kazanır. Futbolcu; ‘adam kendine güveniyor, atıyor, tutuyor, yenilmem diyor; bu adamda iş var, ben onun takımına girmişsem iyi oyuncuyum, bizim takım kolay kaybetmez’ diye düşünüyor. Bu çok önemli. Zaten başarı da böyle düşünen oyuncuların sayesinde geliyor.

– Terim, kendine güvenin dozunu kaçırmıyor mu?

Kaçırıyor tabii. Terim çok hırslı ve hırçın. Bu böyle olmamalı diyorsunuz. Daha sakin olmalı diyorsunuz. Ama o sakinliği oluşturursanız belki sıradan olacak. Performansı düşecek. Belki de başarısı tamamen hırçınlığına bağlı.

– Son yapılan anketlerde halkta da Terim’e karşı bir antipati oluşmaya başlamış…

Çünkü insanlar bıkıyor. Başarı gelmezse zaten kimse tahammül etmez. Ama başarı varsa belli bir yere kadar bu tip davranışlar tolere ediliyor. Hatta ‘aferin adama!’ deniyor. Bir yıl, iki yıl, üç yıl bu böyle sürüyor. Ama belli bir süre sonra da bıkkınlık başlıyor. İsterseniz Pele olun, Maradona olun. Bir süreden sonra futbolcu veya teknik adam sürekli problem çıkarıyorsa artık onun da kredisi bitmeye başlıyor. Terim’in de kredisi bitmek üzere. Çok tükendi. Çünkü yıllardır aynı şeyleri zorluyor. Yıllardır kavga ediyor.

– Neden kavga ediyor?

Bundan besleniyor. Gerilim olmadığı zaman kendini motive edemeyen bir insan. İlla gerilim olacak. Gerilim olmazsa da oluşturacak. Gerilim olduğu zaman kendini güçlü hissediyor. Birilerine karşı mücadele ediyor, kavga ediyor. Kavga onu işine daha iyi konsantre ediyor. O şekilde konsantre olduğu zaman da daha başarılı oluyor.

– Evet. 2006 Dünya Kupası elemelerinde 2-0 yenildiğimiz İsviçre maçının rövanşında o gerilimi oluşturdu. 2008 Avrupa Şampiyonası’nda basınla gerilim oluşturdu. Belçika maçında yine gerilim vardı. Tamam, böylelikle kendisi motive oluyor; ama ülke kaybetmiyor mu?

Türkiye’de sistem şöyle işliyor: Şampiyonluk için yüzde 75 kendi çaban gerekiyor; ama yüzde 25 saha dışı etkenler. Futbolcumuz da buna alışmış, teknik direktörümüz de, yöneticimiz de… Terim de G.Saray’ı çalıştırdığı yıllarda bu sistemin içindeydi. Saha dışı etmenlerin farkındaydı. Bu ruh hâlini yurtdışında da kullanmak istiyor. Bir yere kadar bunu başarıyor da. Ama sportif kuralların dışına çıktığında işin rengi değişiyor. Sen takımını agresifleştirirsin, saldırganlaştırırsın, takımına gaz verirsin. Futbolun içinde kalmak şartıyla bunda problem yok. Ama bu doz aşımını iyi ayarlamak gerek. İsviçre maçında iyi ayarlayamadı. Daha 1. dakika Alpay o hareketi aşırı doz alımı sebebiyle yaptı. Fatih Terim hep zorluyor. Ve başarıyı elde ediyor da.

– Doğru söylüyorsunuz. Avrupa’da ilk 4’e girmek büyük bir başarı.

İyi teknik direktör, takımının ortalaması üzerinde başarı getiren teknik direktördür. Fatih Terim de gittiği her yerde -her zaman olmazsa bile- takımın potansiyelinin üzerinde bir başarı yakalattırdı. Bana göre Türk Millî Takımı, Avrupa’da ilk 4’e girebilecek bir takım değildi aslında. İlk 4’e girmesi, gücünün sonucu değil. Bu, Terim’in oluşturduğu havadan kaynaklandı. Futbolcular ona inandı. “Sonuna kadar kazanmak için zorlarız, yenilmeyiz. Çünkü başımızda Fatih hocamız var.” dediler. Ama zamanla aşırı motivasyon dönüşmeye başlıyor. Futbol dışı saldırganlığa yol açıyor. Rakip seyirciyle dalaşmak, teknik direktörle dalaşmak gibi durumlara yol açıyor. Fatih Terim başarıyı zorlayan bir insan. Maksimumu elde etmeye çalışan bir insan. Kendisinin ve takımın agresifliği bundan kaynaklanıyor.

– Sizce gel-git yaşıyor mu içinde? Sabahleyin Osman Tamburacı’ya küfrediyor. Akşamleyin Medeniyetler Buluşması’nda Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Zapatero ile akşam yemeğinde…

Yani o çok garip bir durum değil. Bir insan birisiyle kavga ettiği zaman birinin siniri bir gün sürer, bir başkasınınki bir hafta. Bazısı da bir saat sonra gider öpüşür.

– Hoca’nın basit bir eleştiriye böyle sert cevap vermesi ne derece doğru? Kendini kontrol etmesi gerekmiyor mu, Millî Takım teknik direktörü sıfatıyla?

Sadece Millî Takım hocası olarak değil, bir insan olarak da kendini kontrol etmesi gerekir. Türkiye’de insanlar kontrolsüz davranmaya alışmış. Bizde kabadayılık, özür dilememek çok moda. Bu puan topluyor. Politikada da bu böyle. Medya da bu tip olayların üzerine gitmiyor. Ne kadar saldırırsan, korkutursan, ne kadar güçlü olduğunu karşı tarafa hissettirirsen, o kadar üstünsün gibi bir durum söz konusu. İnsanlar buna alıştırılmış. Ceza da görmüyorlar. Ceza görmeyince Fatih Terim niye kontrol etsin kendisini?

– Adanalı olmasının etkisi var mı bu tür davranışlarında?

Kültürel faktörler etkilidir. Ama bu durum daha çok kişilik yapısıyla ilgili. Terim, bu dominant karakterinden faydalanıyor. Şimdi Avrupa’da ilk 4’e girmek önemli bir başarı. Adam ayrılmak istiyor. Federasyon ikna ederek devam etmesini sağlıyor. Federasyon hatalıydı. Çünkü Terim gibi bir adama motivasyon gerekiyor. Şimdi düşünün 2010 Dünya Kupası elemelerine gidecek olan Fatih Terim ne elde edecek? Takım zaten Avrupa’da ilk 4’e girmiş, dünyada da Türkiye daha önce 3. olmuş. Fatih Terim, mevcut kadronun 2-3 sene içinde bundan daha büyük bir başarı getirmeyeceğini gayet iyi biliyor. Zorlaya zorlaya bu kadarını elde ettiğinin farkında. Dünya Kupası elemelerinde başarılı olmak bir dert. Hadi diyelim elemeleri geçti. Gittik, ilk 8’e girdik. Döndük. Bu Fatih Terim gibi birisine ne getirir? Hiçbir şey. Bu sonuç onu tatmin etmediği gibi bir kariyer düşmesi söz konusu. Daha evvel Avrupa’da ilk 4’e soktu; ama şimdi 8. oldu diyecekler.

– Bu tür hesaplar içinde olur mu?

Olur tabii ki. Motivasyonla yaşayan bir insan. Gerilimle yaşayan bir insandan bahsediyoruz.

– İkinci bir takım istemesinin, Belçika maçında o tür olaylar çıkarmasının sebebi de ayrılmak için bir bahane mi?

Bence nedeni o. Millî Takım niye kesmez ki bir insanı? Bütün dünya seni tanıyor. İyi de para alıyorsun. Daha büyük bir başarı elde edememe düşüncesi sebebiyle kesmiyor. Takıma final oynatması lazım. Buna imkân olmadığını biliyor. Onun için bu tür tepkiler gösteriyor.

– Peki, kim dizginleyebilir Terim’i?

Bu böyle devam eder. Onun kişiliği bu. Kendi kendini ikna edip eğitmeli. O kapasitede zeki bir insan. İsterse bunu yapar. İstemiyorsa da yapmaz. “Bana bu gerekmiyor. Kendimi dizginlememe gerek yok. Zaten istediğimi elde ediyorum. Yurtdışından da teklifler var.” diyorsa kendini dizginlemez.

– Düzelmeyecek mi?

Onu genel futbol ortamı düzeltir. Türkiye saldırganlığa karşı çok müsamahalı bir ülke. Bunları mesela İtalya’da yapamaz. R.Carlos son Hacettepe maçında hakeme top attı. Aşırı tepki gösterdi. Ama kart yok. Onu bu hareketleri İspanya’da yaparken gördünüz mü? Hayır. Orada cezalandırılacağını biliyor. Psikolojide ‘sosyal öğrenme kuramı’ diye bir şey var. İnsanlar bir şeyle ödüllendiriliyorlarsa ona doğru yönelirler. Bir şeyle cezalandırılırlarsa da ondan kaçarlar. Türkiye’de futbolcuların bir saldırganlığı var. Bu davranışlar genellikle az ceza getiriyor. Bu bütün futbolcularda neyi doğuruyor; demek ki ben rakibe sert davranırsam kazanırım düşüncesini. Volkan Demirel’e bakın. Topsuz alanda rakibe saldırıyor. Mesela, İlhan Cavcav’ın rakip seyirciye yaptığını herkes gördü. Adam Kulüpler Birliği başkanlığı yaptı. Böyle bir ortamda Fatih Terim’den ne bekliyorsunuz? Ortam bu. Böyle davranmaktan kazanım elde ediliyorsa bu ortam devam eder. İsviçre maçı böyle bir şeydi. O maçta olanlar örtbas edildi. Aynı düzen devam etti. Futbolda başarı geliyorsa her şey mubah deniyor. Eleştiriler aynı kişi başarısız olduğunda başlıyor.

– Terim başarılı ama; İsviçre maçından sonra yabancı gazetelerde ‘Barbar Türkler’ başlıkları atıldı.

Çok rahatlıkla şunu söyleyebiliriz. Fatih Terim başarılı; ama başarılı olmaması gereken bir teknik direktör. Bu tip teknik direktörlerin sporda başarılı olmamaları lazım. Sporun ruhuna, fair-play’e aykırı çünkü.

– Mircea Lucescu, Terim’den sonra G.Saray’ın başına geldi. Daha vasat oyuncularla hem Süper Kupa’yı aldı, hem de takımına Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynattı. Ardından Terim geldi. Lucescu’nun ekibini dağıttı. Hatta hiç karşılaşmadıkları hâlde ondan bir basın toplantısında ‘o adam’ diye bahsetti. Neden?

Bu bir kişilik yapısı. Yani insanlara saygı göstererek, ondan sonra belli kurallara uyarak başarılı olmak yerine, kendini fazla önemseyerek, ön plana atarak başarıyı tercih ediyor. Bunun yürüdüğünü de görüyor. Sonuçta kendinden önceki bir teknik adama böyle davranmak bir kıskançlık belirtisi. Bir zayıflık belirtisi ama o bu zayıflığı güçlülük olarak gösterebiliyor.

– Lucescu, Beşiktaş’ı çalıştırdığı dönemde yaşanan saha dışı etkenlerden dolayı takımı bırakıp gitti. Terim aynı durumda ne yapardı?

Fatih Terim olsaydı, o gün Beşiktaş’a yapılan saldırıları öyle bir tersine çevirirdi ki… O saldırılardan güç alarak daha büyük bir güç oluşturur ve futbolcularını da buna inandırarak şampiyonluğu elde ederdi. Çünkü Türkiye’de saha dışı etkenleri ancak böyle yenersin. Lucescu ise orada dağıldı.

– 2008 Avrupa Şampiyonası… Hırvatlar’ı eleyip ilk 4’e kalıyoruz. Basın toplantısında Terim konuyu Avrupa Şampiyonası oynamanın, Dünya Kupası oynamaktan daha zor olduğuna getiriyor. “Orada 32 takım var. Burada elit 16 takım.” diyor. Kimse ona böyle bir soru yöneltmediği hâlde…

Bu kıskançlık duyguları her insanın içinde vardır. Bazısında azdır, bazısında çoktur. Kıskançlık çok fazlaysa ve kontrol mekanizman da güçlü değilse bunu bu şekilde yansıtırsın. Başka birisi ise kıskanır ama bu kıskançlığı gıptaya dönüşür. Ben kıskanıyorum ama daha çok çalışarak onu geçeyim der. Ve onun da bu başarısını överek. Bu çok daha ideal davranıştır. Bütün futbolcuların önce iyi bir insan olmasını niye istiyoruz? Çünkü bunlar topluma örnekler. Senin modellerin kötü olduğu müddetçe toplum kaybeder. Toplumda da karşıdakini tehdit ederek, korkutarak başarı elde edebilir miyim düşüncesi hâkim olur.

– Terim’in takım tercihlerine baktığımız zaman da şunu görüyoruz. Halil, Yıldıray gibi formda oyuncuları kadroya almadı. Mevlüt, Emre gibi tecrübesiz veya formsuz oyuncuları seçti.

Kendine çok bağlı, kendisi için savaşan futbolcuları seçiyor. Biraz kişiliği gelişmişse, bağımsız düşünebilen bir oyuncu varsa o futbolcuyu formda olsa da almıyor. Takımım beni sevenlerden oluşsun istiyor. Bunun bir bencil yanı var. Ama bir de başarı açısından bakarsak, futbolcu Terim’i ulaşılmaz görüyor. Onun kenarda olmasından güç alıyor. Ve onun için oynamaya başlıyor.

– Hakan Şükür’ü G.Saray’ı çalıştırdığı dönemde transfer etmedi. Ancak Millî Takıma gelir gelmez Ersun Yanal’ın kadro dışı bıraktığı Hakan’ı kadroya dâhil etti. Tezatlık yok mu?

Burada şu düşünce var. Başkalarının harcadığı adamı ben yıldız yaparım. Onlar bu işten anlamıyor. Bir onu gösteriyor. Bir de daha önce kadroya alınmayan oyuncu, “Hoca beni seçti, ne kadar vefalı. Ben onun için canımı veririm.’ diye düşünüp oynayacak.

– Milan’a gider gitmez saç şeklini değiştirdi. Saçlarını arkaya taramaya başladı. Niçin böyle bir davranış gösterdi?

Milan’a gitmek bir başarıdır. Terim orada da bir güven havası oluşturmaya çalıştı. “Doğudan geldim, kendi hâlinde bir teknik direktör değilim” havasını oluşturdu. O şekilde davranarak herkesin kendisine güvenmesini istedi. Ne yaptı, ne oldu, niye gönderdiler bilmiyoruz tabii.

– İşine son verildiğinde bir şok yaşamış, aklı hâlâ orada kalmış olabilir mi?

Orayı unutması mümkün değil. Onun bir ezikliği mutlaka vardır.

– Kişisel gelişim kurumları Terim’e dersler verdirtti. Onların da etkisiyle egosu artmış olabilir mi?

Türkiye’de ego çok şişiriliyor. Öz denetim yok. Aşırı sevinç, aşırı üzüntü. Başarı geldi ama etik nerede sorusu sorulmuyor. Sporun ruhunda bu olmamalı. Sporda işin tekniğine, fiziğine, emeğine de değer verme konusu var. Toplumun süzgeçten geçirilmesi gerekiyor. Herhangi bir futbolcu ve teknik adamın çizgiyi aşması durumunda bir tepki alması lazım. Bu yapılmıyor. Böyle olunca da ego gereğinden fazla şişiyor.

-Fatih Terim’e okuması için hangi kitapları tavsiye edersiniz?

Kitabı okumak değil de… Bir kitabı okuyup onun üzerine çalışması lazım. Bu konuda motivasyonu olması lazım. Ben bir yerde yanlış yapıyorum demesi lazım. Ben Belçikalı hocaya bunu yapmamalıydım dedikten sonra o hocayı aşağılamaması lazım. Böyle bir mantık olmaması gerektiğini öğrenmesi lazım. Bu tip dominant insanlar daha üst dominant insanlardan etkilenir. Bu, Federasyon Başkanı, Spor Bakanı, Başbakan olur. İlla adamı sıfırlamak, kovmak gerekmiyor. Mesela şöyle bir mesaj verilirse, ‘Millî Takım hocamız başarılıdır; ama bizim genç çocuklarımıza da örnek olması gerekiyor’ denirse Terim hizaya gelir.

– Gelir mi?

Gelir. Ama dedikten sonra bunun takipçisi olunmalı. Aynı şeyi bir daha yapması hâlinde uyarılacak, üçüncüde ise görevden alınacak. Hem de teşhir edilerek alınacak. Yani ‘Biz arkadaşımızı davranışları konusunda uyardık ama o bu uyarılarımızı ciddiye almadı. Biz de bu sebepten dolayı kendisiyle yolları ayırdık.’ denmeli. Yok parada anlaşamadık, yok adama başka teklif geldi, şöyle oldu böyle oldu diye olay kapatılmamalı. Bu tip kişiler tavır gördüğü zaman düzelir. Gerçek bir otorite gördüğü zaman düzelir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir